İlhanlı Devleti 1243 Kösedağ Savaşı'nın ardından Moğollar Anadolu'yu istila ettiler. Büyük Selçuklu Devleti'nin yıkılmasından sonra Anadolu'nun büyük kısmı İlhanlıların eline geçti. İlhanlı hükümdarı Mahmud Gazan bir zamanlar Selçuk Sultanı’nın hâkimiyetinde olan Anadolu şehirlerinde kendi adına İlhanlı sikkelerini darbettirmiştir.[36] Bu dönemde Mahmud Gazan tarafından Engür, onun halefi Ebu Said tarafından da Engüriye yazan sikkeler basılmıştır.[37][38]
Osmanlı Devleti Engürü ve Engüriye adları Osmanlı döneminde de kullanılmaya devam edildi. Osmanlı Devleti'nin kuruluş yıllarını anlatan Tevarih-i Al-i Osman'da, Tatarlara karşı savaşmak için Ertuğrul Bey'in I. Alaeddin Keykubad'a yardımını sunmasının karşılığı olarak, kendisine Söğüt bölgesinin verildiği, bunun üzerine Ertuğrul Bey ve aşiretinin yürüyüp Engüri'ye gittikleri yazar.[39] Evliya Çelebi, seyahatnamesinde (1648) şehre Engürü denildiğini belirtirken "Padişah defterhanesinde adı Ankara’dır." diye ekler.[40]. Örneğin, 16. yy'a ait çeşitli resmî evraklarda Ankara (انقره) adı geçmektedir.[41][42] Aşağıda sikkelerle ilgili bölümde görüleceği üzere, II. Beyazıd döneminden itibaren darp edilen sikkelerde Ankara adı kullanılmaya başlanmıştır. Ankara'nın resmî ad olmasına rağmen, halk arasında Engürü olarak bilinirdi. Ermenice'nin Ankara şivesinde de kentin adı Engür [43] veya Angürya[44] idi. 1791'de yayımlanan bir yasaknâmede, kadınların "Engürü şalisinden" (Ankara tiftiğinden yapılma bir cins ince kumaş) entari giyinmeleri kadınların vücut hatları belli oluyor diye yasaklanmıştı[45] Aşağıda verilen halk edebiyatından alıntılar ve seyahatname alıntılarında görüleceği üzere Engürü kullanımı (ve benzerleri) Ankara adının resmîleşmesinden sonra uzun bir süre devam etmiştir. Sikkelerde AnkaraMadenî paralar şehrin resmî adının ne olduğunu gösterir. II. Murad döneminde sikkelerin basıldığı Anadolu'daki darphaneler arasında Ankara da bulunmakta idi.[46] Engüriye adı II. Murad (1421-1451) mangırlarında belirmektedir.[47] Ankara'da basılan sikkelerde, II. Mehmet'e kadar Engüriye, onu izleyen II. Beyazıd'dan sonra ise Ankara yazardı. Ankara darphanesinde Ankara ismi II. Bayezid döneminde, Hicrî 886'dan (1508'den) sonra basılmaya başlandı.[48][49][50]
Halk edebiyatında Firdevsi-i Rûmî tarafından (1481-1521 yılları arasında) yazılan Velayet-nâme-i Hacı Bektâş Velî isimli el yazmasında Engürü ismi geçer. Eserde, Sultan Alâaddin Keykubad'ın Moğollar’a “Aksaray’dan Engürü’den tâ Sivas’a” kadar olan bölgeyi verdiği yazar.[51] Kezâ, Evliya Çelebi, 1648'de Ankara ziyaretinden bahsederken, gençliğinde "Engürüde Er yatır/Rumda Sarı Saltık" diye şarkı söylediğini belirtir.[52] 17. yy'da yaşamış Karacaoğlan da bir türküsünde "Çıktım seyreyledim Niğde’yi Bor’u / Acap gezsem ela gözlüm var m’ola / Güzeller durağı Tokat, Engür’ü / Acep gezsem ela gözlüm var m’ola" der.[53] Halk edebiyatındaki Engürü kullanımına karşın, İstanbullu olan Kâtip Çelebi, Takvîmü't-Tevârîh'te (1648) Ankara kelimesini kullanmıştır. Seyyahların gözlemleri
Ankara'dan geçen seyyahların anıları şehrin halk tarafından nasıl adlandırıldığını göstermek bakımından fikir vericidir. Örneğin Ankara Muharebesinde (1402) Yıldırım Bayezid'in yanında bulunan ve savaş sonunda esir edilen Alman seyyah Johannes Schiltberger, anılarında şehrin (Almanca yazılışı ile) Angury veya Engury (Türkçe okunuşu ile Anguri veya Enguri) olduğunu belirtir. [55]
1648'de şehri ziyaret eden Evliya Çelebi, seyahatnamesinde Ankara'yı Unguriye diye yazmıştır.[40] 17. ve 18. yüzyıllarda Ankara'dan bahseden bazı Batılı seyyahlar da Batılılarca Angora olarak adlandırıldığını belirttikleri şehrin Türklerce adlandırılışını verirler. Anglosakson yazarlar şehrin yerel adının (muhtemelen İngilizce telaffuzla) Angora veya Engere,[56] resmen "Angara" olarak ama halk tarafından "Engüre"[57] ve İngilizce yazılışı ile Enguri[11] (Türkçe okunuşu ile "Engüri") olarak belirtirler. Başka yazarlar yerel adı Fransızca Engur (Türkçe "Engür")[58] ve Angouri (Türkçe "Anguri");[59] ve Almanca Ankarah veya Ankurijah[60] (Türkçe "Ankara" veya "Ankuriya") olarak belirtir. Bu yazarlar tarafından belirtilen isimlerdeki farklılıklar muhtemelen yerel telaffuzun yabancı dillere aktarılmasındaki ses kaymalarından kaynaklanmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti 28 Mart 1930'da Türk Devleti yabancı ülkelerden Türk şehirleri için Türkçe adlarını kullanmalarını resmen talep etti.[61] Bu tarihten sonra posta idaresi Angora veya Constatinople olarak adreslenmiş mektupları Ankara ve İstanbul'a ulaştırmadı.[62] Ancak, Ankara adının hem yerel ağız ile[63][64] hem de Anadolu'nun başka bölgelerinin şivesinde[65] söylenişi "Angara" olabilmektedir. Diğer dillerde Ankara Latin harfleri kullanan diller arasında Ankara adını farklı yazan diller şunlardır: Portekizce (Ancara[66]), Latince (Ancyra,[67]) ve Kürtçe (Enqere[68]). 'R' sesi olmayan Mandarin Çincesinde Ankara (安卡拉), "Ānkǎlā" (Hanyu Pinyin yazım sistemiyle) [69] olarak söylenir.[70]
Popüler etimolojiler Ankara ve Engürü isimlerinin kökeni hakkında genelde ses benzerliğine dayanan çeşitli teoriler mevcuttur. Bunların bir kısmı yanlıştır, diğerlerinin ise doğrulukları hakkında kesin delil bulunmamaktadır. Ankuwa şehri Ankara şehrinin Hitit şehri Ankuwa (diğer yazılışları ile Ankuva, Ankuvva, Ankuwash) olduğuna dair bazı eski görüşler olmakla beraber,[71][72] modern kaynaklar Ankuwa şehrinin ya Yozgat'taki Alişar Höyüğü[73][74][75] ya da günümüzde Çorum'a bağlı Eskiyapar[76] olduğunu savunmaktadır. Kral Midas'in bulduğu çapa Yukarıda Frigya bölümünde bahsedilen Kral Midas efsanesi Ankyra adının popüler açıklamalarının en eskisi olup şehrin Frigyalılar zamanında Ankyra olarak adlandırılmasını açıklar. Ancak, Ankara'nın denizden olan uzaklığı nedeniyle, böyle bir demir parçası bulunduysa dahi onun bir gemi çapası olamayacağı ve bu efsanenin Ankyra ismine bir açıklama getirmek için sonradan uydurulmuş olabileceği de öne sürülmüştür.[77]
Mısırlılardan alınan savaş ganimeti çapalar Büyük İskender'in MÖ 333'de Ankyra'da durmuş olduğuna dair kayıtların varlığı göz önüne alınırsa, Galatların Mısırlılardan zafer ganimeti olarak MÖ 268'de getirdikleri gemi çapaları nedeniyle şehrin öyle adlandırıldığı (bkz. yukarıda Galatya bölümü), sonradan yakıştırılmış bir hikâye olsa gerekir. Ungür, Farsça üzüm Daha sonraki yüzyıllarda Ankara'nın adıyla ilgili başka açıklamalar da getirilmiştir. Evliya Çelebi, seyahatnamesinde Ankara için "Mamur yer olup, üzümü çok olduğundan adına Engürü demişler" der.[40] Ungür, Farsça bir kelime olup üzüm anlamına gelmektedir.[78]
Angarya Evliya Çelebi seyahatnamesinde "Bazıları, kalesi angarya ile yapıldığından Ankara denilmiştir, derler." diye yazar.[40]
Baykal Gölü'nün ayağı Angara Nehri Baykal Gölü'nün adı Türkçe sayılır, "zengin göl" anlamındadır.[79] Bu göle Yukarı Angara ve Turka ırmakları dökülür, gölün suları Angara Nehri tarafından boşaltılır.[80] Gölün kıyısındaki sahalarda ise Türklere ait birçok kalıntı bulunmuştur.[81]
1930'lu yıllarda Atatürk tarafından desteklenen Güneş Dil Teorisi'ne göre tüm diller Orta Asya'dan kaynaklanmaktaydı. 1937'deki İkinci Tarih Kongresi'nde İbrahim Necmi Dilmen, Güneş Dil Teorisinin Tarih Tezinde Yeri adlı sunumunda, Baykal Gölü'nü Yenisey Nehrine bağlayan Angara nehri ile, Ankara şehrinin yakınındaki Ankara Çayı arasındaki isim benzerliğine dayanarak "su" kavramı ile Ankara arasında bir bağlantı olması gerektiği öne sürmüştü.[64] Aynı yıl, 1937'de, Türkiye'yi ziyaret etmekte olan Yunanistan Başbakanı Elefterios Venizelos'un Atatürk ile bir görüşmesinde Atatürk, "Ekselans, 'Ankara' adının nereden geldiğini bilir misiniz?" diye sormuş ve aldığı olumsuz yanıt üzerine getirilen "Dünya Atlası"'nın bir sayfasını açıp Baykal Gölü yakınındaki Angarsk kentini göstermiş ve "İşte buradan geliyor, Ekselans!" demiştir.[82]
 |